RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH

014

Şimdi neden bu başlığı koydum diye soracaksınız? Çok basit. Koruyucu aile olmaya engel nedenlerden biri de genlerinin sizin genlerinizi taşımamasından gelen endişe değil mi? Bu endişeyi şimdi yok edeceğiz. Derin bir nefes alın. Rahman ve Rahim olan Allah deyin içinizden. Birkaç kez tekrarlayın. Sesli de söyleyin. Etki etmeye başladı mı? Artık endişe kalmadı değil mi?  Bana bunu ilk söylediklerinde bir aile büyüğüm kızımın genlerinin benimle aynı olmamasından dolayı ileride sıkıntılar yaşayacağımdan bahsediyordu. Tabi ne oluyor? Başkasının endişeleri bize geçmiyor. Çünkü bu endişe bu düşünceye sahip olanın endişesi. Benim değil ki. Ben koruyucu anneyim. Böyle bir endişem olsa koruyucu annelik yapabilir miyim? Bende böyle bir düşünce olmadığı için zaten Allah beni hazır kılmış koruyucu aile olmaya. Bu bir süreç. Başta endişe edersin, sonra bir olay olur ve aşarsın ve artık aynı endişe değil başka bir endişe gelir, onu da aşarsın. Böyle böyle büyür, hayat okuluna devam edersin. Öğrenirsin. Ne mutlu. Neyse gelelim konumuza. Rahman ve Rahim olan Allah. Bu şekilde düşündükten sonra kimden doğduğumuzun bir önemi kalıyor mu? Zaten her şey O’ndan O’na. Kim annesi babası ile tamamen aynı?  Bu mümkün mü? Anne baba sadece görevli. İyi ahlakı öğretmek için Allah tarafından görevlendirilmiş kullarız. Geni aynı olmasının anlamı ne? Rahim olan Allah, daha ötesi var mı? Gerçekten genin hiçbir anlamı kalmıyor. Kalmadı bende. Yok oldu. Görevliyim, görevim sadece sevmek ve iyi ahlakı öğretmek. Allah en iyi şekilde görevimi tamamlamayı nasip etsin. Amin.

Berat Kandili Duası

2(16)

Bugün berat kandili, Allah’ın dualarımızı kabul ettiği gece. Bol bol dua edelim ki kabul olsun dileklerimiz. Duam yüreğime sığmıyor, en yüce dağları deliyor, gökleri, evreni geçiyor, yıldızlara, aya, galaksilere gidiyor, taşıyor, size ulaşıyor, çünkü sizler hayal edebileceğim en uzak ve en büyük varlıktan bile daha büyüksünüz. İnsan isterse ve anlatırsa ve dua ederse ve gayret ederse yapar.

Benim en büyük duam: Allah’ım, annesiz, sevgiye aç çocuklara anne ver, anne sevgisine doysunlar, çocuğu olmayan yüreği yanık annelere de evlat ver, merhamet ve şefkatle doyasıya sarsınlar yavrularını. Sen ol dersen olur, sen istersen olur. Çocuğu olmayan anaların yüreklerini serin tut, onlara gereksiz endişeler verme, korkmasınlar, cesur olsunlar, merak etmesinler kimse onları incitmeyecek, bilsinler ki; yurttaki çocuklar pırıl pırıl, tertemiz, mis gibi süt kokuyorlar, ana kuzusu onlar. Allah’ım annelerin, anne adaylarının yüreklerini aç, gönül gözlerini aç, ne kadar çok çocuğa annelik yapabilirler göster, bu yıl koruyucu anne sayısı çığ gibi artsın, yurtlarda kınalı kuzular kalmasın. Yurtta kalan çocuklara sabır ver, içlerine huzur ver, küçük yaşta seni anlasınlar, bilsinler, minik yürekleri bir yetişkininkinden daha olgun olsun, her şeyin düzeleceğinden emin olarak yaşasınlar. Bana verdiğin kuzuma, emanetime en iyi şekilde bakmayı bana nasip et. Her anne çocuklarının sadece emanet olduğunu, onları sadece anda sevebileceklerini bilsin. Sadece senin yeryüzündeki sevgiyi en güzel ifaden olduklarını bilsinler. Anneleri, çocuklarını koru Allah’ım. Amin.

Kalbiyle okuyana şifa olsun.

,

SADECE SEVEBİLİR MİSİNİZ?

Portrait of family outdoors, close up

Tüp bebek denerken aslında farkında olmadan oruç tutuyoruz. Bildiğiniz gibi oruç tutmak sadece yemek yemekten uzak durmak demek değil, aynı zamanda insani (nefsani) diğer isteklerden de uzak durmaktır. Çocuk sahibi olmak isteyen nefsimiz yani egomuzdur. Ego bakar, zaman gelmiş, “Çocuk sahibi olmaya hazırım.” der. Zaten adı üstünde sahip olmak ister. “Ben de doğurayım ve çocuğum olsun.” der. Hatta birkaç ay denemeden sonra hamile kalmazsa, “Herkesin var, benim neden olmuyor?” der. Başkaları ile kendini karşılaştıran, onlarda var, ben de de olsun isteyen hep nefstir, egodur. Başımıza ne geliyorsa egomuzdan gelir. Ego içimizdeki yapay varlıktır. Bu varlık isteği egoda ezelidir. Hiç bitmez. Bitmeyecek. Egonun isteklerinden uzak durmak oruçtur. Oruç halindeyken ne olur biliyor musunuz? İçimizdeki sonsuz varlık görünür olur, hissedilir olur, huzur buluruz.

Egonuza dikkat edin. Çocuk isteyin ama sahip olmak istemeyin, annelik hissini tadın ama benim çocuğum demeyin, hep oruç haline bürünün. Az ve öz tadın. Az ve öz isteyin.

İşte içinizi biraz olsun rahatlatacak şey şu: Çocuk sahibi olmak isteyen içinizdeki ego siz değilsiniz. Egonuz sadece bir parçanız. Hiçbir şey istemeyen, sonsuz bir huzur içinde olan ruhunuz da var. Bir de sadece sevmeye gelmiş bir kalbiniz var. Kalbinizle başka bir kadının bebeğini sevebilirsiniz, ona bakabilirsiniz, ona annelik yapabilirsiniz. Onu sadece sevebilirsiniz. Ben şimdi bunu yapıyorum. Kızımı sadece seviyorum. Benim kızım demiyorum, egom sürekli diyor da onu dinlemiyorum:) Koruyucu anne olmak “sadece sevmeyi” en iyi öğreten şey. Egonuzun isteklerini bir kenara itip sadece sevebilir misiniz?

Bir türlü çocuk sahibi olamadıysanız bunun iki sebebi vardır. Birincisi sabrı öğrenmeniz gerekiyordur. İkincisi Allah’a teslim olmayı, yapanın yaptıranın Allah olduğunu, O isterse size hemen çocuk verebileceğini ama vermiyorsa size bir şey öğrettiğini bilin. Ben ne öğrendim biliyor musunuz? Her şey için şükretmeyi öğrendim. İsyan etmemeyi, tam tersine hevesle ne öğreneceğim acaba demeyi öğrendim. Öğrendim ve bitti dememeyi, her an imtihanda olduğumu ve her an yaratıcımdan geleni kabul etmeyi öğrendim. Üzülebiliriz, yas tutabiliriz, kuluz, aciziz ama yolumuz mutlaka Allah’ın verdiği ve vermediği her şeyden memnun olma haline bürünmek. Bu yoldayız dostlar. Anneliğe yolculuk, memnuniyete yolculuktur.

KALİTELİ BİR HAYAT İÇİN BİRAZ UZAKLAŞ

daha_hizli_kosmak_icin_neler_yapilmalidir

Kaliteli bir hayat istiyorsanız, hayatınızdan biraz uzaklaşmanız gerekir. Hayatınızı sevmek istiyorsanız, hayatınıza ara vermeniz gerekir. Bu yüzden tatile çıkarız. Bu yüzden hafta sonları biraz deniz havası almak için adalara gideriz. Bu yüzden eşimizi ve çocuğumuzu evde bırakır, arkadaşlarla eğlenmeye çıkarız. Bu yüzden bazı akşamlar yemek yapmaz, dışarıda yeriz. Bu da evde yemek yapmayı sevmek istediğin gecelerdir. Ertesi gün bir bakmışsın evde yemek yapmayı sevmişsin.

Peki ya uzaklaşmazsak ne olur? Kendimizi tutsak hissederiz. Boğuluyor gibi oluruz ve başkalarını suçlamaya başlarız. İşte bu en tehlikelisi! Başkalarını suçlarken onların sevgisini hissedemezsin ve onların seni sevmediğini düşünürsün. Üzülürsün ve bu günler geceler sürebilir. Ta ki hasta olana ve yalnız kalana kadar! İş bu raddeye gelmeden sen en iyisi uzaklaş!

Örneğin evli çiftler neden beraber çalışamazlar? Çünkü yedi yirmi dört aynı adamı/kadını görmek istemezler, özlem duymak isterler, gün içinde yaşadıklarını akşam eve geldiklerinde birbirlerine anlatarak rahatlamak isterler.  Eşler gün içinde birbirinden uzak durmak ister ki birbirlerine duydukları aşk ve sevgi tazelensin. “Yoo ben her dakika sevdiğimle olabilirim.” diyenleri duyar gibiyim. Tabi ki olabilirsin ama kısa zaman diliminde görüşen çiftlerden daha az sevgiyi hissedebilirsin. Birine duyduğun sevgiyi hissetmek ve kıymetini anlamak için ondan uzaklaşman şart! Kaliteli zaman geçirmek için uzaklaşman şart! Arkadaştan neden iş ortağı olmaz? Çünkü arkadaş kalabilmek için uzaklaşmak gerekir de ondan. Hâlbuki iş ortağı olduğunda uzun saatler beraber oturup hesap kitap yapmanız gerekir. Bu da aranızdaki sevgiyi azaltır. Bir hava almak istersin. Kim arkadaşından bıkmak ister ki? Aksine arkadaşlar bıktığın şeyleri konuşmak için değil midir? Arkadaştan uzaklaşılmalıdır. Mesela yatıya gelen bir misafirin en fazla bir gece kalmasını isteriz, fazlası aradaki sevgiyi o an için azaltır. Uzaklaşılmalı. Sonra yine bekleriz tabi ki. Anne/babadan biraz uzaklaşılmalı, her dakika tepemizde, her yaptığımıza karışır hale gelirler sonra. Çocuğundan da biraz uzaklaşmalı, onun o tatlı gülüşü geçirdiğin kaliteli zamanda anlaşılır yoksa kavga kıyamet sürekli bir evin içinde mücadele etmek sizi yorar. Uzaklaşın.

Uzaklaşmak derken hep negatif uzaklaşmak algıladıysanız bu yazı pek de mantıklı gelmeyecektir size.  Sevdiğiniz kişiden biraz uzak kalınca kişinin kıymetini anlarsınız. Değerinde bir sevgi yaşamak istiyorsanız o kişiye veya kendinize biraz zaman verin; ya tatile çıkın ya bahçeye ama mutlaka bir yere çıkın ve hava alın. Döndüğünüzde o kişi gözünüze daha değerli, daha güzel/yakışıklı, daha sevilesi gelecektir.

Sevgiye yakın kalın

DİĞER ANNEN

hayal-manset

 

 

Anneliği başka bir anne ile paylaşmak

Bu hisse ilk defa dün kapıldım. Neden mi? Dün kızımla (Mona) bir şarküteriye girdik. Ben zeytin seçerken, Mona da biyolojik annesinin ona her buluşmada aldığı ve yedirdiği bir yiyeceğe doğru yöneldi. Ve ilk defa diğer annesinden bahsetti. “Annem bundan yediyiyoy” bana dedi. “Annemle babam beni çok seviyoy” dedi sonra. Gerçek kafama indi o an. Belki bundan sonra 50 yıl daha yaşarsam geri kalan ömrümün bir gerçeği olan diğer anne ile ilk defa o an tanıştım. Aslında Mona’yı biyolojik annesi ile görüşmesi için bakanlığa her ay ben götürüyorum. (Bu görüşmelerde biz aileyi görmeyiz, sosyal hizmetlerde görevli sevgili psikoloğumuz Mona’yı bizden alır biyolojik ailesine gösterir, biz de görüşme süresince öğle yemeği yeriz.) Biyolojik annesi benim için çok doğalken bir anda anne kelimesini Mona’nın ağzından duymak bambaşka bir his uyandırdı bende. Anne kelimesi derinleşti içime işledi. Sonra anladım ki; kelimenin kimin ağzından süzüldüğü kelimeyi ya yüzeysel ya da derinde yaşatıyormuş bize meğerse. Mona’nın ağzından duymak bende diğer anne algısı uyandırdı. Herkese biyolojik annesi var diye anlatan ben, kendi içimde diğer anne algısı yarattım. Ve bu diğer anne biyolojik anneden daha kuvvetliydi sanki. Şimdi üç anne oldu kafamda. Biri ben, ikincisi herkese söylediğim biyolojik annesi, üçüncüsü ise derinlerde bir yerde kıskandığım diğer anne. Diğer anne gerçekte var olmayan ama benim üçüncü olarak kafamda yarattığım, kıskandığım, kendime rakip gördüğüm hayali bir kahraman. Kendime çok güldüm sonra.

Diğer anne nereden mi çıktı? Şarküteride Mona tutturmaya devam edince “anne bundan al, bundan al” diye… Ben de bir anda “Diğer annen alsın.” derken buldum kendimi. Biyolojik annen alsın diye mi söyleyecektim yani? Biyolojik anne böyle çok sıradan gündelik hayatta kullanabileceğim bir kelime değilmiş demek mi. Diğer anne daha mantıklı geldi kulağıma o anda. Çünkü kasada para ödüyor durumdaydım. Ayrıca tezgâhtarın “Başka bir arzunuz var mı?” sorusunun içine sığdırdığım diğer anne figürü ile boğuşmam henüz bitmişti, tezgâhtarın yüzünü bile hatırlamıyorum. Çok garip, komik, şirin bir tecrübeydi. Şarküteriden çıkıp temiz havayı içime çekince “Annenle baban seni çok seviyor evet kızım” dedim. “Senin iki tane anne ve iki tane baban var, şanslı kızım benim” dedim. Sonra arabaya binip evimizin yolunu tuttuk.

Hayat sen nelere kadirsin.

 

YA SENDEN ALIRLARSA

19-09-2016-ya-benden-alirlarsa

Bir gün ailesi çıkıp kızını almak isterse? Bir gün çocuğum benden önce ölürse? Bir gün felç olursam? Bir gün sevdiklerimi kaybedersem? Zihnimiz bu gibi sorular sorar. Onun görevi bu!  Bir gün bir felaket olacak diye istediğim şeyi yapmazsam bu kendime verdiğim en büyük ceza olur. Hayatta risk almak ve isteklerimizi yapmak gerekir.

19-09-2016-ya-benden-alirlarsa

Çevremden gelen tepkilere cevap yazmaya devam ediyorum. Sakın kimse yanlış anlamasın! Bu tepkiler benim de zamanında verdiğim tepkilerdi, sonra hepsi aşılıyor…

Ya bir gün ailesi çıkıp gelirse ve sizden Mona’yı alırsa?
Benim bu soruya birkaç sorum ve bir de uzunca bir cevabım oluyor:

Ya bir gün boşanırsam diye evlenilir mi? Seversin ve evlenirsin işte!
Bir gün öleceğini bilerek yaşıyorsun değil mi?
Her gün öleceğini düşünüyor musun?
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığın doğru değil mi?
Yarın başına ne geleceği belli mi?

Devamını Oku

Bize verilen bu deneyim bir kişisel gelişim yolculuğudur.