CANAVARINIZA DİKKAT

18722900-3d-cartoon-blue-monster-Stock-Photo-monster

Biz kadınlarda otuzundan sonra doğurma içgüdüsü var. Erkeklerde yok. Bu bize verilen bir içgüdü. Bir mucize. İçeriden gelen bu kuvvetli güdü, dışarıda gördüğümüz dünyamızda karşılanamayınca içteki o güç hapsoluyor ve yaralanmaya başlıyor. Kendi kendini yiyen ve kanatan bir canavara dönüşüyor.

Her insanın zorluklara karşı bir tahammül eşiği vardır. Tahammül sınırını aşınca insanın artık gözü en sevdiklerini bile görmez olur. Bırakın kendine zarar vermeyi karşılaştığı her insana zarar vermeye başlar. Tahammülün sonlandığı an canavar ortaya çıkar. Ya eşyaları kırar, ya karşısındakine bağırır, ya saatlerce seni yatakta ağlamaya hapseder. Kendinizi gözlemleyin… Canavarınız çıktığı an hemen aklınıza gelsin: işte şimdi tahammülüm bitmiş ki etrafa ve kendime saldırmaya başlayan canavarım çıkmış. O an idrak edin ve DUR deyin. Durdu mu? Durmaz ama en azından artık farkındasın. Artık canavar görünür oldu. Şimdi onu durdurmakta sıra. Bir yastık ve bir yatağın olduğu ve kimsenin olmadığı sessiz bir odaya girin, avazınız çıktığı kadar bağırmaya başlayın, yatağı ve yastığı yumruklayın, canavarınız çıksın içinizden, izin verin.  Ağlayın, söylenin, neden ben, neden şimdi, canavarınızın isyanını da zikredin, bağırın, duyan olursa da sonra anlatırsınız boş verin, yaptığınız şey akıl sağlığınız için çok önemli. Bittiğinde anlarsınız, susar ve öylece kalırsınız. Acınız dindi mi biraz olsun? Acıyı atmak kolay değildir ama zamanla dinecek. Şimdi bir dua edin. Canavar gitti, huzur geldi. Duanız size özel. Ne istediğinizi siz biliyorsunuz. Benim sevdiğim dualardan biri “Allah’ım olanı gönlüme hoş eyle, içimden geçeni de olması için bana yol göster ya Rabbim.”

Bir felaket gelir hayatımıza, önce isyan ederiz, Neden benim başıma geldi? Neden ben? Sonra canavarımız öfkelenir ve kırar geçirir ve üzülürüz, sonra kafamızı kaldırır ve etrafımıza bakarız, hayatın devam ettiğini görürüz, sevdiklerimizi görürüz, sonra kabul ederiz, teslim oluruz ve huzur buluruz. Bizler kuluz, sadece insanız, melek ya da evliya değiliz, tabi ki felaketler gelecek başımıza, ama hepsi hayrımıza, öğrenecek bir şeyimiz daha var çok şükür demeli ve sabretmeliyiz, sabır huzur getirir.

Öyle ya da böyle bebeğinize kavuşacaksınız, sadece biraz sabrı öğrenmeniz gerekebilir.

,

SADECE SEVEBİLİR MİSİNİZ?

Portrait of family outdoors, close up

Tüp bebek denerken aslında farkında olmadan oruç tutuyoruz. Bildiğiniz gibi oruç tutmak sadece yemek yemekten uzak durmak demek değil, aynı zamanda insani (nefsani) diğer isteklerden de uzak durmaktır. Çocuk sahibi olmak isteyen nefsimiz yani egomuzdur. Ego bakar, zaman gelmiş, “Çocuk sahibi olmaya hazırım.” der. Zaten adı üstünde sahip olmak ister. “Ben de doğurayım ve çocuğum olsun.” der. Hatta birkaç ay denemeden sonra hamile kalmazsa, “Herkesin var, benim neden olmuyor?” der. Başkaları ile kendini karşılaştıran, onlarda var, ben de de olsun isteyen hep nefstir, egodur. Başımıza ne geliyorsa egomuzdan gelir. Ego içimizdeki yapay varlıktır. Bu varlık isteği egoda ezelidir. Hiç bitmez. Bitmeyecek. Egonun isteklerinden uzak durmak oruçtur. Oruç halindeyken ne olur biliyor musunuz? İçimizdeki sonsuz varlık görünür olur, hissedilir olur, huzur buluruz.

Egonuza dikkat edin. Çocuk isteyin ama sahip olmak istemeyin, annelik hissini tadın ama benim çocuğum demeyin, hep oruç haline bürünün. Az ve öz tadın. Az ve öz isteyin.

İşte içinizi biraz olsun rahatlatacak şey şu: Çocuk sahibi olmak isteyen içinizdeki ego siz değilsiniz. Egonuz sadece bir parçanız. Hiçbir şey istemeyen, sonsuz bir huzur içinde olan ruhunuz da var. Bir de sadece sevmeye gelmiş bir kalbiniz var. Kalbinizle başka bir kadının bebeğini sevebilirsiniz, ona bakabilirsiniz, ona annelik yapabilirsiniz. Onu sadece sevebilirsiniz. Ben şimdi bunu yapıyorum. Kızımı sadece seviyorum. Benim kızım demiyorum, egom sürekli diyor da onu dinlemiyorum:) Koruyucu anne olmak “sadece sevmeyi” en iyi öğreten şey. Egonuzun isteklerini bir kenara itip sadece sevebilir misiniz?

Bir türlü çocuk sahibi olamadıysanız bunun iki sebebi vardır. Birincisi sabrı öğrenmeniz gerekiyordur. İkincisi Allah’a teslim olmayı, yapanın yaptıranın Allah olduğunu, O isterse size hemen çocuk verebileceğini ama vermiyorsa size bir şey öğrettiğini bilin. Ben ne öğrendim biliyor musunuz? Her şey için şükretmeyi öğrendim. İsyan etmemeyi, tam tersine hevesle ne öğreneceğim acaba demeyi öğrendim. Öğrendim ve bitti dememeyi, her an imtihanda olduğumu ve her an yaratıcımdan geleni kabul etmeyi öğrendim. Üzülebiliriz, yas tutabiliriz, kuluz, aciziz ama yolumuz mutlaka Allah’ın verdiği ve vermediği her şeyden memnun olma haline bürünmek. Bu yoldayız dostlar. Anneliğe yolculuk, memnuniyete yolculuktur.

AYIP, YASAK, GÜNAH

inanc

Saklamak mı? Söylemek mi? Biri seni kapana kıstırır. Diğeri ise özgür kılar! Saklamıyorum ve göğsümü gere gere diyorum ki “Bu bana verilmiş bir hediye!” İçinden ne çıkacağına odaklanıyorum.

 

Ayıp, yasak, günah dendiğinde ne hissediyorsunuz? Korku! Panik! Yanlış bir şey yaptım! Endişe!

Çocuğumuzun olmaması ayıp mı? Tüp bebek denemek yasak mı? Sperm veya yumurta demek günah mı?

Tüp bebek tedavisi neye denir? Erkek sperm hücresi ile kadın yumurta hücresinin birleştirilmesi (döllenmesi) ile oluşan sağlıklı embriyonun anne rahmine yerleştirilmesi işlemi. Bunda ayıp bir durum var mı? Gayet fizyolojik bir durum. Dünyanın her yerinde birçok doktor bu işlemi 10 dakikada bir yapıyor.

Peki biz neden çevremizdekilere rahatlıkla tüp bebek deniyoruz diyemiyoruz?

İş yerinde ne derler diye mi? Çocuğu olmuyormuş diye dedikodu mu çıkar? Çıksın ne olacak? Arkamdan konuşsunlar ne olacak?

Bu sorgulamayı bırakırsak aslında herkes bize destek olmaya hazır.

Vereceğimiz bir cevabımız var. Ben şu an böyleyim. Yaşamam gereken şeyi yaşıyorum. Kader! Kadere iman eder misiniz? Ben pek de farkında değildim. Ta ki çocuğum olamayacağını öğrenene kadar.

Tüp bebek süreci beni inançlı bir kadın yaptı. Eskiden pek dua etmezken bebeğimizin olmayışı ile dua etmeye, namaz kılmaya başladım. Umreye bile gittim. Çok adak adadım. Oruç tuttum. Bir gün Kuran’ı açıp okumak istedim. Ortalardan bir sayfa açtım ve karşıma Şura süresi çıktı. Tam da benim durumumu yazıyordu. Okurken göz yaşlarımı tutamadım ve bana verdiği cevap için Allah’a şükrettim.

Şura suresi:

Bismillâhirrahmânirrahîm

49, 50. Göklerin ve yerin hâkimiyeti Allah’ındır. O dilediğini yaratır. Allah dilediğine erkek, dilediğine kız çocuk verir. Veya dilediğine hem kız hem erkek verir. Dilediği kimseyi de kısır, çocuksuz kılar. Muhakkak ki O, alîm’dir. Her şeyi bilir ve her şeye gücü yeter.

Bir başka ifadeyle hikmetinden sual olunmaz. Nasıl dilerse öyle yapar. İnsana düşen, kaderde olanı Allahû Tealâ’nın nasibidir diye kabullenmek ve onu bir mutluluk vesilesi saymaktır. Allah’ın uygun gördüğü standartlarda sahip olduğu çocukları bağrına basmaktır.

Benim naçizane yorumum ise; isteği veren Allah çocuğu da verir. Bizim planlarımızın ötesinde planları var O’nun. Bekleyip sabretmek bizim büyüklüğümüzdür. İsyan edip söylenmek bizim küçüklüğümüzdür.

Saklamıyorum ve göğsümü gere gere diyorum ki “Bu bana verilmiş bir hediye!”. İçinden ne çıkacağına odaklanıyorum.

Grup çalışmalarımızda herkes kendi hediyesini açacak!

 

BİR SEBEP LAZIMDI

Geçmişine bir bak! Anneni mi kaybettin? Babanı mı? Bebeğini mi? Eşini mi? Ölümcül bir hastalık mı geçirdin? Küçükken çok mu fakirdin? İstediğin ilgiyi çok sevdiğin o kişide bulamadın mı? Ne yaşadıysan, senin canını yakan o deneyim neyse, seni şu anki sen yapan şey o.

 

Bugün çok sevdiğim bir arkadaşımı aradım. Biz aynı dönemde hamileydik. İkimiz de tüp bebek denemiştik ve her gün birbirimizi arayıp bugün nasılsın raporu veriyorduk birbirimize. Çok mutluyduk, hayaller kuruyorduk. Bebeklerimiz birkaç gün arayla doğacaktı. Önce ben hamile kaldım, 2 hafta sonra o. Ben 5 haftalıkken düşürdüm, o geçen hafta yanakları pespembe bir kız bebek dünyaya getirdi. Benim kaderimde mi var? Yoksa bu hikâyeyi ben mi yazdım bilmiyorum ama bazı şeyler var ya hayatımızda sürekli tekrarlanan işte benim de tekrarım bu. Tam en sevdiğim arkadaşlarımla aynı zamanlarda hamile kalıyorum ama benimkiler kayıpla sonuçlanıyor, onların ise bebekleri doğuyor. İşte hayatımızda böyle tekrarlanıp duran olaylar varsa bu olaylardan ders çıkarmadıkça tekrarlanmaya devam ediyorlar. Ama ben bu sefer nedenini buldum ve dersimi aldım. Bir anda şimşek çakar gibi aklımın bir köşesi aydınlandı. Ve şu an müthiş bir huzur hissediyorum.

Ben var ya ben, bir anda gelen ilhamın peşinden koşan ben, aslında bunca koşturmayı, şu an yaptığım ve yapmak istediğim her şeyi canlı ve sağlıklı bir bebek doğuramadığım için yapıyormuşum. Aslında benim içimde yanan bu alevden sıçramak için, ateşe popom değmesin diye kendimi yukarı sıçratıyormuşum ki bu sıçrayışlar şu anki Neva’yı oluşturmuş. Derinde beni dik tutan alev buymuş. Hepimizin içinde bizi hayatta dimdik tutan bir alev var. Hayatta kendimizde eksik gördüğümüz o şey her ne ise o bizi biz yapan şey işte. Geçmişine bir bak! Anneni mi kaybettin? Babanı mı? Bebeğini mi? Eşini mi? Ölümcül bir hastalık mı geçirdin? Küçükken çok mu fakirdin? İstediğin ilgiyi çok sevdiğin o kişide bulamadın mı? Ne yaşadıysan, senin canını yakan o deneyim neyse, seni şu anki sen yapan şey o. O olmasaydı bugün bu halinde olmayacaktın. İşte ben canlı ve sağlıklı bir bebek doğursaydım bugünkü ben, yani bunca öğrendiğim şey, kızım, eşim, kurduğum mükemmel ailem, sevdiğim arkadaşlarım olmayacaktı. Bugün ne yapıyorsam bunun için bir sebep gerekiyordu.  O sebep olmasa kim yapacaktı Neva’nın yapacaklarını? Bugünkü Neva olmam için bütün yaşadıklarım olmazsa olmazdı.

Sebepler güzel sonuçlar doğurur. Sebepleri verene şükürler olsun. Sebeplerinize sarılın. Onlar sizin yükselişiniz. Herkese içinde yanan alevinden mükemmel sıçrayışlar dilerim.

ARA VERMEK ARINMAKTIR

ara-vermek-arinmaktir

07.09.2016

Şimdiki yazım birkaç kez tüp bebek denemiş ve yorulmuş kader arkadaşlarıma…

Tüp bebek denemelerine ara vermek arınmaktır, temizlenmektir, hormonlarının dengelenmesidir. Yoksa bize verilen o hormon ilaçları ve 2 ayda bir tekrarlanan denemeler biz anlamadan bizi biz yapan özelliklerimizden alıkoyuyor. Bir gün bir bakmışsın “Bu ben değilim” demişsin, başkalaşmışsın. Kendini tanıyamıyorsun. Tabi buna zihnindeki bin bir türlü düşünce de girince, işin içinden çıkamıyoruz.
Devamını Oku

SÖZ

479817-3-4-5b87f

23.06.2016

Şimdi size rahatlatıcı bir bakış açısı anlatacağım. Hani aylarca ve yıllarca tüp bebek deniyoruz ve çocuğumuz bir türlü olmuyor ya, kadere isyan ediyoruz ya, işte o zaman istemeden de olsa Allah’a bile kızıyoruz. Bana neden böyle bir deneyim verdi diye.

Düşünsenize ezel âleminde, henüz biz doğmadan önce bizi yaratan ile anlaşmışız. Sabrı öğrenmek istiyorum Allah’ım demişiz. O da kim öğretsin sana sabrı, kimi istersin demiş. Ben de kızımı demişim. Peki, nasıl gerçekleşsin demiş. Ben de 4 yıl boyunca ona ulaşmaya çalışayım demişim. Nasıl ulaşmak istersin demiş. Ben de koruyucu anne olarak demişim. Peki demiş bu cesaret ister, seni koruyucu anneliğe nasıl hazır edeyim demiş? Ben de bana kayıp acısı ver, ancak o zaman hazır olurum demişim. Nasıl kaybetmek istersin demiş? Down sendromu olsun ama bakacak gücüm ve cesaretim olmasın ve aldırma isteği ver bana demişim. Tamam demiş. Bir de garanti olsun, bir kayıp daha ver demişim. Hani bu olayla anlayamazsam yedekte tut onu da, yeri geldiğinde onu da yaşat demişim. Peki bu kayıp nasıl olsun demiş. 5 haftalık hamileyken düşüreyim demişim. Bir de tüm bu süreçlerde beni yerin dibine sok, öyle acı çekeyim, öyle yalnız kalayım, öyle çaresiz kalayım ki sana verdiğim sözü hatırlat bana demişim.

İşte o söz. Hatırlıyorum. “Allah’ım bana sabrı öğret. Bana cesaret ver.”

Çok şükür, her isteğimi kabul etmiş. Ne mutlu bana!

Siz hangi sözü verdiniz?

Bize verilen bu deneyim bir kişisel gelişim yolculuğudur.