Koruyucu Ailelikte Sıkça Sorulan Sorular – Dr Klinik Psikolog İlkiz Altınoğlu Dikmeer

slide1

Eşimle koruyucu aile olduğumuzdan beri önümüze çok sayıda fırsat çıkıyor. Bunlardan biri de yazlık komşumuzun kızı sevgili İlkiz. Evlat edinilmiş ya da koruyucu aile yanında yaşayan çocuklar ile çalıştığını duyunca hemen telefona sarıldım. Öğrendim ki akademik kariyeri olan İlkiz Altınoğlu Dikmeer çocuk ve ergen ruh sağlığı, evlat edinme / koruyucu ailelik, otizm ile sığınmacı ve mülteci çocuklar konularında çalışan bir klinik psikolog ve aynı zamanda iki çocuk annesi. Kendisine kızımla ilgili aklıma takılan soruları sordum, öyle güzel cevaplar aldım ki sizlerle de paylaşmak isterim.

 

İlkiz merhaba. Ben seni tanıyorum da, sen yine de kendinden bir söz eder misin?

1990 ODTÜ Psikoloji Bölümü mezunuyum, Özel Eğitim alanında yüksek lisans (Ankara Üniversitesi), Klinik Psikoloji alanında doktora (ODTÜ) yaptım. 21 yıl çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında Ankara’da ve hatta Türkiye’de temel taşlardan sayılabilecek iki klinikte psikolog olarak çalıştım. Arada ABD’de 12 ay süreyle ergenlerle çalıştığım bir ‘misafir psikolog’ deneyimim var. Son 5 yıl içinde Ankara’da çeşitli devlet ve vakıf üniversitelerinde yarı zamanlı ve tam zamanlı akademisyen olarak çalıştım. Halen özel bir merkezde danışan (çocuk ve ergen) görüyorum, Türk Psikologlar Derneği’nde genç meslektaşlara hizmet içi eğitimler veriyorum.

Yaptığın mesleğin seni cezbeden yanları hangileri?

30 yıl önce çok isteyerek bu bölümü seçmiştim, çok severek mesleğime başladım, hâlâ da çok seviyorum. Birilerinin hayatına dokunabildiğimi bilmek büyük bir mutluluk. Çocuklarla çalışmak çok keyifli, hep sevmişimdir çocukların büyülü dünyasını. Ergenlerle çalışmak zor ama bir o kadar dinç tutuyor insanı.

Koruyucu aileler ve evlat edinen ailelerle çalışma fikrin nasıl doğdu?

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Psikiyatrisi’nde birlikte çalıştığımız sevgili hocam Prof. Dr. Neşe Erol’dur beni bu alanla tanıştıran. Yıllardır kurum bakımındaki, koruyucu aile yanındaki ve evlat edinilmiş çocuklarla çalışır. Benim doktora tezim aslında evlat edinilmiş çocuklar ile ilgili ama iki grubu birbirinden ayırmak çok zor. Temelde farklılıklar olsa da, ailelerin deneyimleri, yaşadıkları güçlükler ya da keyifler, çocuk yetiştirme ile ilgili soru(n)lar çok ortak, çocukların deneyimleri de. Zaten bu nedenle yine hocamla birlikte kurucuları arasında yer aldığım derneğimizin adı Koruyucu Aile, Evlat Edinme Derneği (KOREV).

Bu sohbetin konusu Koruyucu Ailelik olmakla birlikte ben evlat edinmeyi de birlikte ele alıyorum. Ne de olsa ilk göz ağrım!

Evlat edinmiş ailelerle çalıştığın dönemi ve KOREV’deki yıllarını biraz anlatır mısın?

Doktora sürecinde evlat edinilmiş çocuklar ve onların aileleriyle çalıştım. Türkiye’nin dört bir yanından meslektaşlar, arkadaşlar, akrabalar beni evlat edinmiş ailelerle tanıştırdılar. 100’den fazla aile ile tanıştım, hayatlarına aldılar beni. Bunlardan sadece 62’si çalışmama katılmaya gönüllü oldu ama katılmayanların deneyimlerinden de çok şey öğrendim. Bu süre içinde Neşe Hoca’nın önderliğinde dernek kurma çalışmaları devam ediyordu, ben de süreçte yer aldım. Akademisyenler, avukatlar, psikologlar, sosyal çalışmacılar gibi farklı mesleklerden çok kıymetli profesyoneller ve en önemlisi aileler yer aldı kurucular arasında.

Yurtlarda belirli süre kalan bazı çocuklar aileye geldiği zaman içine kapanmayı veya aşırı dışa dönük olmayı seçebiliyor. Bunun sebebi nedir? Biz aileler bu süreçte çocuklarımıza nasıl yardımcı olabiliriz?

Yaşamın erken dönemlerinde “bağlanma” dediğimiz özel bir ilişki türü gelişir bebek ve bakım vereni arasında. İlişkinin niteliği, bebeğin mizacı ve bakım verenin tutumundan çok etkilenir ve farklı bağlanma ilişkileri gözleriz. Bu aslında bebeğin kendini bakım verene kabul ettirme ve ondan sevgi ve şefkat (korunma) alma çabasıdır bir bakıma. Kiminde çocuk kaçınmayı ve içe dönmeyi seçer, kiminde bakım verene yapışmayı. Tabii sağlıklı ilişkiler değil bunlar. Yaşamlarının ilk dönemlerinde biyolojik aileleri yanında örselenmiş bu çocuklar sağlıklı ilişkiler geliştiremiyorlar,  az bile olsa kurum deneyimi yaşamış olmak da bu deneyimi olumsuz etkiliyor; yeni aileleri ile de bu tarzda ilişki kuruyorlar. Uzun süre kurum deneyimi olan çocukların yaşamlarında çok fazla sayıda erişkin olması ve maalesef ki bu personelin sık sık değişmesi nedeniyle sağlıklı bağlanma ilişkileri kuramadıklarını, herkesle iletişime açık olduklarını ama bunun dozunu ayarlayamadıklarını görüyoruz.

Ailelerin bu konuda çok duyarlı ve sabırlı olmaları gerekiyor. Araştırmalar güvensiz bağlanma ilişkisi olan çocukların bile yeterince sevgi, güven ve şefkat gördüklerinde uzun vadede daha sağlıklı ilişkiler kurabildiklerini gösteriyor. Kurumdan ilk geldiğinde çocukların tanımadıkları insanlarla çok yakın ilişki kurmalarını ya da kaçmalarını yadırgamamalılar, anlayışlı olmalılar ama aynı zamanda da sabırla doğru davranışı öğretmeye çalışmalılar. Tabii burada çocuğun güvenliği de söz konusu, başkalarıyla seçkisiz olarak yakın ilişki kuran çocuklar bir çok açıdan risk altındalar.

Çocuklarımıza kaç yaşında koruyucu ailesi olduğumuzu söyleyelim? Çocuklar hangi yaşta biyolojik aile ve koruyucu aile ayrımını idrak ediyorlar?

Olabildiğince erken. Evlat edinmede de aynı, koruyucu ailelikte de. Doğuran anne baba, büyüten anne baba kavramlarını küçük çocuklar da anlıyorlar (babaların doğurmadığını elbette biliyorum ama çocuk için biyolojik baba kavramından daha anlamlı).  Çocuğun yaşına uygun kelimelerle anlatılmalı. En başta çok detaya girmeden, yaşı ilerledikçe bu konu yine gündeme gelecektir, her seferinde yaşına uygun düzeyde detay verilmeli.

Kesinlikle biyolojik ailenin öldüğü yalanı söylenmemeli. Özellikle evlat edinen aileler, günün birinde ailesini ararsa, kendilerini bırakırsa endişesiyle bunu tercih edebiliyorlar. “Seni doğuran aile hakkında biz de yeterince bilmiyoruz, bunu bilmek elbette ki hakkın, sen büyüdüğünde birlikte araştırırız” mesajı çocuğa yanında olduğunuzu hissettirir; kökenini merak ettiği için ailesine ihanet ettiğini düşünmesine, suçluluk duymasına engel olur.

Ayda bir biyolojik ailesini gören çocuk neler hisseder? Hangi soruları kendine sorar?

İki ailenin de tutumu çok önemli burada. Biyolojik aileyi kötülememek, görüşme öncesinde çocuğa durumu iyice açıklamak gerek. Umut edelim ki, biyolojik aile de görüşme sırasında koruyucu aile hakkında olumsuz yaklaşımda bulunmasın. Çocuğun kimlik karmaşası, hangisi benim ailem demesi normal. İki tarafa da anne / baba demesi küçük yaş çocuğu için sorun yaratmayabilir. Unutmayalım ki “her çocuğun bir annesi bir babası olur” kavramı/bilgisi kültürel ve toplumsal deneyimlerle kazanılıyor. Küçük çocuk (okul öncesi) bunu kendiliğinden sorgulamaz, büyük çocuk ise zaten gerçeği biliyordur. Kreş/anaokulu deneyiminden bakıcı annelere “anne” demeye alışkındır.

Çocuğumuza “Senin iki annen ve iki baban var, bu konuda çok şanslısın. Diğer annen baban da biz de seni çok seviyoruz ve hep senin iyiliğini düşünüyoruz” desek uygun olur mu? Diğer anne ve baba kavramı çocuğu nasıl etkiler? Çünkü Koruyucu ailede büyüyen çocuk her ay anne ve babasını görüyor.

Tabii neden olmasın? Az önce dediğim gibi “illâ tek anne / baba olacak” kavramını toplumsal deneyimlerle öğreniyor çocuk. Ama “doğuran anne baba / büyüten anne baba” ayrımını yapmakta yarar var yukarıdaki cümleyi kurarken.

Çocuklarımıza koruyucu aile kavramını nasıl anlatalım?

Olabildiğince doğru, kafa karıştıracak detaylara girmeden. Bir çocuğu sevmek, onunla birlikte yaşamak için doğurmak gerekmediğini vurgulayarak. Evde ya da çevrede varsa, evcil hayvanlar örnek gösterilebilir.

Doğurmadığımızı, biyolojik ailesini, yurtta kalışını, ilk evimize gelişini nasıl anlatalım?

Olabildiğince doğru, kafa karıştıracak detaylara girmeden. Yaşına uygun kelimelerle, biyolojik aileyi kötülemeden, duyguları gizlemeden. İlk karşılaşma öykülerini yıllar geçse bile tekrar tekrar dinlemeyi çok seviyor çocuklar, bunu defalarca dinlemek isteyebilirler.

Bir yerde duymuştum; bir çocuğun hayatında anne sevgiyi, baba ise güveni verenmiş. Psikolojide bu şekilde bir ayrım var mı? Bekâr koruyucu anneler baba figürünün yerini başka bir şekilde doldurabilir mi?

Hiç duymadım böyle bir ayrım. Bu sadece koruyucu / evlat edinen ailelerin sorunu değil ki, bir nedenle (ölüm, boşanma, ayrılık, ülkemizde az da olsa sperm bankası vs) tek başına çocuk büyüten birçok anne ve baba var. Birlikte yaşayıp çocuğu ile hiç bağ kurmayan babaları ne yapacağız?

Daha önce söz ettiğim bağlanma ilişkisi sadece biyolojik anne ile kurulmuyor, bebek birincil derecede kendisine bakım veren, seven, şefkat gösteren herkesle bu ilişkiyi kurabilir. Babanın bir çocuğun hayatında çok önemli yeri var elbette, bekâr bir anne için bu boşluğu doldurmak zor. Ama iyi ilişki kurabilen ve çocuğun hayatında düzenli olarak var olabilen dede, dayı ya da bir başka erkek erişkin (arkadaş, akraba, hatta komşu) bu boşluğu doldurabilir.

0-2 yaş arası koruyucu aileye gelen bir bebeğin koruyucu anne babaya bağlanması nasıl olur? 3-6 yaş aralığında nasıl olur? Yaşı ilerledikçe nasıl olur?

Bir bebek ne kadar az kurum bakımında kalırsa ve ne kadar erken yaşta ailenin yanına yerleştirilirse onun için o kadar sağlıklı olur. Yaşamının ilk bir yılı içinde sağlıklı bir aile yaşantısı olan çocuklar önceki örselenmelerin etkisini çabucak silebiliyorlar. Bağlanma ilişkisi ilk 6 ayda kurulur ve devam eder ama ileri ki yaşlarda aileden gelen güven duygusu, sevgi ve şefkat yardımıyla kurulamamış olan bağlanma ilişkisi kurulabilir ya da sağlıksız bağlanma sağlıklı bağlanmaya dönüşebilir. Dolayısıyla 3-6 yaş aralığında bir aile yanına yerleşen çocuk yeni ailesine sağlıklı bağlanabilme şansına sahiptir ancak biraz zamana gereksinimi vardır önceki olumsuz etkileri ve öğrenmeleri silebilmek için. Ergenlik dönemine kadar hiç aile yanında kalmadıysa kurum bakımının izlerini silmek zor olur ama imkânsız değildir.

Koruyucu aile yanında büyüyen çocukların ötekileştirilmeleri gibi sorunları varmış. Ben koruyucu ailede büyümedim ve benim de zamanında ötekileştirildiğimi hissettiğim dönemler oldu. Acaba çocuklarımız biraz da ötekileştiriliyorum kalıbının arkasına saklanarak yaşamdan kaçıyorlar mı? Belki bu kelimenin arkasına saklanmayı bırakırlarsa güvende hissetmeyeceklerinden mi korkuyorlar? Bir nevi dıştan gelen tepkilere karşı bir kalkan mı bu kelime onlara? Siz neler düşünüyorsun?

Evlat edinilmiş ya da koruyucu aile yanında yaşayan birçok çocuk ve ergen ister istemez bir “etiketleme” kurbanı oluyor. Çocuk parkında iki anne bankta sohbet ediyor, biraz sonra parka gelen bir anne ve çocuğunu görüyorlar. Bir tanesi diyor ki, “Şu kadına bayılıyorum, öyle güzel bir iş yaptı ki, çok sevaba girdi. Mis gibi giydiriyor, her gün parka getiriyor, kendi çocuğuymuş gibi bakıyor valla çocuğa”. Aslında iyi bir şey söylemek istiyor ama çok net bir etiketleme var, “bu kadın bu çocuğu doğurmamış”, “kendi doğurduğuna iyi bakarsın, başkasının doğurduğuna değil”. Hiçbir zaman biyolojik aileler çocuklarına iyi baktıkları için böyle bir sohbetin konusu olmazlar, kötü bir davranış, ihmal ya da istismar varsa olurlar. Ama koruyucu aileler ya da evlat edinmiş olanlar bu sohbetlerin ana konusu olurlar hep. “Kendi çocuğuymuş gibi” derken sadece 9 ay karnında taşımadığı için ateşliyken sabaha kadar başında beklemeler, her gün iyiliği için edilen dualar, iyi bir hayat, iyi bir eğitim verebilmek için sarf edilen çabalar bir anda yok olurlar. Bunlar çocuğun sizin olması için yeterli değilse, daha ne yapmak gerekir?

Çok doğru. Ne güzel de anlattın. Tecrübelerini ve bilgilerini bizle paylaştığın için çok teşekkür ederim.