MERHABA

Ben Ayşe, 1981 yılında Ayşe Adalı olarak, evlat kimliği ile başladığım yaşam yolculuğuma, bugün Ayşe Gürsoylu olarak evlat, eş, anne, nefes ve yaşam koçu kimlikleri ile devam etmekteyim.
Yaşamımdaki en önemli dönüm noktasının evlilik hayatı olduğunu düşünürdüm, ta ki büyük oğlum Emir’i kucağıma alana kadar. Artık anne olmuştum, sorumluluklarım ikiye katlanmış, yaşamda adeta basamak atlamıştım. Çocuğunu kendi büyüten bir anne avantajı ile her anımızı birlikte geçirebiliyorduk, benim için her gün ayrı bir şükür sebebiydi. Planım, iki yaşına kadar oğluma kendim bakıp, sonrasında tekrardan özlediğim iş hayatına geri dönmekti ve tam da herşey planladığım gibiydi.

Yine Yeniden…
2014 yılının Şubat ayında hiç beklenmedik bir anda öğrendim ikinci kez anne olacağımı. Nasıl olurdu? Öyle ya benim planlarım vardı. İkinci bebeğin benim için oldukça sarsıcı bir haber olduğunu itiraf edebilirim. Soluğu doktorda alıyorum. Bu gebelik sonlanmalı diyor beynim, peki ya kalbim? Tam tersi yapma diye sesleniyor içerden. Ultrasonda duyduğum o kalp sesi “pıt pıt pıt pıt”, ağlıyorum çok ağlıyorum. Karnımda minicik kuzumla dönüyorum evime, özür diliyorum ve dalıyorum dört kişilik hayallere.

12. Hafta
Gebeliğin 12. Haftasında rutin olarak yapılan ikili tarama testi yapılıyor. (İkili Tarama Testi: Bebek’te olabilecek kromozomal anomalileri araştırmak için yapılan test) “Bakmaya bile gerek yok aslında, anormal ne olabilir ki?” düşünceleriyle prosedür gereği gidip testimi yaptırıyorum. Doktorum beni çıkan test sonucu için arayana kadar test yaptırdığımı dahi unutmuştum, “Ayşeciğim sonuçların çıktı heyecanlanma ama, 1:35 Trisomy 21 (Down Sendromu) riskin var” dedi. Beni bir perinatoloji uzmanına (Perinatolog, Riskli Gebelik Uzmanı) yönlendirdi. Ultrason görüntüleri, ense kalınlığı ve oluşmuş olması beklenen nazal kemiğin gözükmemesi de ikili test sonucu riskimi doğrular nitelikteydi. Bu noktada bizim için verilmesi gereken en önemli karar Down sendromu olması durumunda ne yapacaktık? Eğer bebeği aldıracaksak amniyosentez yaptıralım ve gerçeği öğrenelim eğer aldırmayacaksak yaptırmayalım diye karara bağlıyoruz.

Büyük Karar…
Eşim ve ben bebeğimizi sonuç ne olursa olsun kucaklamayı tercih ediyoruz, bu karar üzerine kesin tanı konulmasını da istemedik. Gebeliğimin geri kalan günlerini mümkün olduğunca tadını çıkararak sakin ve huzurlu geçiriyorum. Çekirdek aileden dört kişilik aileye geçiyoruz ve hepimiz oldukça heyecanlıyız.

Eylül 2014; Minik mucizem…
Oğlum Ferzan da ağabey’i Emir gibi bir cumartesi sabahı aramıza katılmayı tercih ediyor. Hemen soruyorum tabi doktoruma Down olabilir mi? Hayır diyor merak etme hiç bir sorun yok. Değil diyor ama kalbim aynı şeyi söylemiyor, içimde tarifsiz bir his. Çekik gözleri, minicik burnu ve bembeyaz teniyle adeta bir melek gibi uyuyor minik Ferzan. Simian çizgisi (Avuç içerisinde tek çizgi olması) arıyorum ellerinde bulamıyorum, ayak başparmağı ve ikinci parmak arasında büyük bir boşluk var, saçları dümdüz ve kalın bir ensesi var minik oğlumun. Şüphelerim ve hislerim artık net. Benim dışımda herkes biliyor aslında gerçeği ama bana söylemiyorlar sütüm kesilmesin diye. Ben de biliyorum içten içe hani demiştim ya içimde tarifsiz bir his, görür görmez anladım, ama sorgulamak istemiyorum hiç, minik oğlumun tadını çıkarmak istiyorum. Hem zaten ben değil miydim sonuç ne olursa olsun bu çocuk benim çocuğum ve ondan vazgeçmeyeceğim diyen….

Özel çocuk, özel anne….
Anneliğe yolculuk nasıl ki hiç bitmeyen inişli çıkışlı bir yol ise, anne olduktan sonra da bu inişler ve çıkışlar devam ediyor. Bütün çocukların ve annelerin özel olduğu bu dünyada bazı anne ve çocukların sonsuz bir mücadele ile hayata tutunması gerekiyor. Bu mücadelede birbirimize destek olmak, paylaşımlarda bulunmak ve en önemlisi yalnız olmadığımızı görmek adına sizleri bu platformda birlik olmaya davet ediyorum.

“Kendi planlarımızı yapıyorduk ama kaderin de planları olduğunu unutmuştuk”
Dostoyevski