Pelin Çalışkanoğlu Ak ile Röportaj

15977145_10154963583632140_1655689863862070818_n

Pelin’i koruyucu aile derneğinde tanıdım. Koruyucu ailede büyüyen gençlerle konuşuyor, projelerinden bahsederek onları aşka getiriyordu. O kadar gönülden onları kucaklamış ve onlar için bir duruşu vardı ki hayran kaldım. Tabi o an kim olduğunu bilmiyordum, birkaç gün sonra Ayşe Arman’a röportaj verdiğini gördüm ve hemen telefona sarıldım. Uzun uzun konuştuk, cıvıl cıvıl, sevgi dolu, gençler ve çocuklar için heyecanlı adımlar atmanın verdiği zevkle bana kendini ve yapmak istediklerini anlattı. Ben de onda kendi kızımın büyümüş halini gördüm. “İşte!” dedim “Benim kızım da aynı Pelin gibi dimdik duruşuyla, özgüveni ve cesaretiyle küçüklerine, akranlarına ve ailelere faydalı olan birlik ve beraberliğin sesini duyuran bir kız olacak. Ve şimdi Kalben Derneği’ni kurarak Türkiye’de bir ilk gerçekleştirdi. Koruyucu Ailede büyüyen bu genç kadın Türkiye’de ilk defa Koruyucu ailede büyüyen gençler için bir dernek kurdu. Haydi, röportaja başlayalım mı?

 

Sana göre hayatın anlamı ne?

Kendimi bulma yolculuğum.

En büyük hayalin ne?

Kalben derneği en büyük hayalimdi, kuruluşunu gerçekleştirdik. Şimdi de derneğin tüm gelişim süreci ve yolculuğu benim hayalimi süslüyor.

Kendin ve hayatınla barışman nasıl oldu?

14-15 yaşlarındaydım, babamı (koruyucu ailem) kaybedene kadar çok büyük fırtınalar vardı içimde. Ama o öldüğünde onun nasihatleri görünür oldu ve benliğimi arayış yolculuğum başladı. Bir saat önce babamı kaybetmiştim önümde iki yol vardı ya dedim ki başını kaldır ve yoluna devam et ya da bu ölüm de diğer her yükle birlikte ağırlaşsın ve altında kal. Bense Babama yakışır bir evlat olmayı seçtim ve kafamı kaldırdım. O gün bugündür de geçmişim benim için hayatımın en önemli yaşam pusulası. Geçmişi yok saymadan ama her daim önüme bakarak yürüyorum.

Hayatının en mutlu dönemi desem…

Kesinlikle bu dönem! Bir misyonum var, tüm evren bunun benim misyonum olduğunu bana gösteriyor. Kalben Derneği kuruluşu ve işleyişi o kadar kolay oluyor ki, işte bu diyorum, yaşamımın amacı budur. Ve yaşamımın amacında güldür güldür ilerliyorum.

Koruyucu aileni ilk idrak ettiğinde ilk hissettiğin hangi duyguydu? Daha sonra hangi duygular takip etti?

Çok kızgın duygulardı, öfkelerim çok büyüktü. Zaman ve ailem bütün bunların üstesinden gelebilmemi sağladı. İstem dışı terk edilmişlik ve istenmeme duygusu üzerimde ağır bir yük oldu. Bu duygular yerini daha anlayışlı bir yapıya bıraktı. Ailemin beni ne kadar çok sevdiğini gördükçe başka bir ailenin sevgisine ihtiyaç duymadığımı gördüm. Öyleyse de iyi ki öyle olmuş dedim.

Biyolojik ailesinde büyüyen çocuklarla kendini aynı mı yoksa farklı mı görüyorsun?

Yok, hiç farklı görmedim. Biyolojik ailesi yanında yaşayan çocukların da ne kadar mutsuz olduğunu gördüm. Örneğin komşumuzun çocuğu babası tarafından neredeyse her hafta şiddete maruz kalıyordu ama benim babam beni pamuklara sarardı. Belki kıyaslama yapmışımdır ama ne kadar avantajlı olduğum hakkındadır.

Annen ile baban dediğimde aklına ilk hangi annenle baban geliyor?

Tabi ki de kendi ailem (koruyucu ailem)

İki anne ve iki babaya sahip olmak nasıl bir duygu? Bu bakımdan şanslı olabilir misin?

Çok avantajlı (gülüyor…) Düşünsene eğer ilk ailemle yaşasaydım muhtemelen yaşam hikâyem çok berrak sonuçlanmayacaktı ama ilahi düzen tarafından ikinci bir şans verildi bana ve bugün bu röportajı yapıyoruz. (Yazarın notu: Bu röportaj bana çok iyi geliyor)

Koruyucu ailene kızıp isyan ettiğinde “Siz benim annem babam değilsiniz.” dediğin oldu mu?

Bir kere söyledim. Annem tokat attı. Türk filmi gibi yatağın üstüne fırladım. Amacım aslında annemin canını yakmaktı, hissederek söylemedim. O günden sonra da zaten bir daha ne öyle bir konuşma geçti aramızda ne de öyle bir konuşmayı hazırlayacak bir durum yaşandı.

18 yaşından sonra koruyucu ailenin soyadını almak istedin mi?  

28 yaşında evlat edinilmiş bir genç olarak (gülüyor) zaten onların soyadını taşıyorum.

Koruyucu ailede büyümek sana hayatta ne gibi artılar kattı?

Sen otuz yaşına kadar bir bireydin ve yaşamını tek başına sürdürüyordun ama otuz yaşından sonra hayatına kızın geldi ve sen yeni bir şeyi deneyimlemeye başladın. Bir şey katabilmesi için sonradan edinebilmiş olması gerekiyor ama ben kendimi bildim bileli koruyucu ailemle yaşıyorum. İşte bu yüzden bu benim yaşam yolculuğum ve benim özüm.

Hayatın boyunca seninle hiç dalga geçtiler mi? Bu sana ne kattı?

Benim en sık rahatsızlığını duyduğum problemlerden biriydi bu. Belki dalga geçmediler ama birçok kez parmakla gösterildiğimi anımsıyorum. Ama iyi ki yaşamışım bunları şimdi o parmakla gösterilmelerim sayesinde sesimi daha gür duyurabiliyorum.

Biz herkese kızımızın koruyucu ailesiyiz diyoruz. Bunu söylerken mükemmel bir deneyim olduğunu ve her ailenin de yapabileceğini anlatıyoruz. Aslında her konuştuğumuz kişiye farkındalık tohumu serpiyoruz gibi hissediyoruz. Sence iyi mi yapıyoruz? Bir kız çocuğu olarak annen ve baban bunu herkese anlatıyor olsa, her seferinde bunu duymak seni üzer mi ya da mutlu mu eder? Gerçek her zaman özgürlük veriyor mu?

Benim için gerçek her daim özgürlük demek… Aksi düşünülemez bile. Fakat bunu her fırsatta yinelemek kimi zaman incitici olabilir küçük bir kız çocuğu için. Her zaman söylediğim gibi doğalında yaşanmalı diye düşünüyorum. Bizler her fırsatta koruyucu aile deneyimlerimizi yüksek sesle dile getirmeliyiz. Ne kadar çok konuşursak o kadar çok çoğalacağız inanıyorum. Konuşmaya, tohumları serpmeye devam.

Yeni tanıştığın insanlara koruyucu ailenle yaşadığını anlatır mısın?

Süreci çok doğalında yaşıyorum. Eğer bu konuyu paylaşmam gerekiyorsa büyük bir açık yüreklilikle söylüyorum. Ama konusu açılmadıysa “Aaa biliyor musunuz ben koruyucu ailemle yaşıyorum.” demiyorum. Çünkü ben onları kendimden ayrı tutmuyorum ki.

Kızımın biyolojik ailesini tanımıyoruz, görmüyoruz, sence görsek nasıl olur?

Çıktığım her yerde, her koruyucu aile platformunda bu soruyu alıyorum ve cevaplıyorum, bu süreci doğasında yaşamayı öneriyorum. Süreç kendini belli ediyor, zaman neyin iyi geldiğini zaten size gösterecektir. Bunun bir matematiği yok. Böyle ya da şöyle olmalı diyemeyiz.

Kendin gibi koruyucu ailede büyüyen arkadaşlarını kendine daha yakın hissediyor musun? Yoksa diğer herkes gibi onlar da ailesi olan gençler mi?

Tabi ki de daha yakın hissediyorum çünkü yaşamımızın bir zaman diliminde aynı dertleri ve sıkıntıları yaşamış oluyoruz ve bu birbirimizi daha iyi anlamamıza sebep oluyor.

Biyolojik ailenle ilgili neler hissediyorsun? Onlar nasıl insanlar sence?

Onlara karşı gayet nötrüm. Eminim ki sonucun böyle olmasını onlar da istemezdi ama bugünkü durumda farklı hayatlar yaşayan insanlarız. Ara sıra ihtiyaçları durumunda ziyaretlerine gidiyorum, hepsi bu.

Bu soruların kendine sorulması hoşuna gidiyor mu? Yoksa kaçıp gidesin mi geliyor?

Ben inanılmaz keyif alıyorum bu soruları cevaplarken çünkü yıllarca bu soru ve cevaplardan kaçınılmış… Bence yüksek sesle konuşulmalı, anlatılmalı ve anlaşılır olmalı. Ne kadar çok anlatırsak bu durum ülkemiz için ütopik olmaktan çıkacaktır diye düşünüyorum.

Koruyucu ailede büyümen ile ilgili en sevmediğin soru hangisi? En sevdiğin soru hangisi?

Öyle bir soru yok. Her türlü soruya açığım:)

 

Teşekkürler ışık elçisi…

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir