Tüp bebek konusunda uzman doktorumuz Opr Dr Ayşe Aytoz merak ettiğimiz soruları yanıtlıyor…

Tüp Bebek uzmanlığına doğru…

Ben aslında kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyım. Bunun üzerine her ne kadar Türkiye’de bir üst uzmanlık dalı olarak kabul edilmese de üreme tıbbı, tüp bebek konusunda, konunun uzmanlarından yurt dışında eğitim aldım. Özetle kadın doğum uzmanlığım yanında çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere yönelik çalışmalarımı sürdürüyorum.

Kadın hastalıkları ve doğum dalına ilgi duymam, mecburi hizmet sonrası aile planlaması kliniğindeki çalışmalarımla başladı. Hem cerrahi hem de klinik çalışmaların çeşitliliği beni etkiledi. Üreme tıbbı ve infertilite konusunu seçmemin önde gelen nedeni ise hormon bilimine duyduğum ilgi aslında. Teknoloji ile bilgi ve tecrübenin harmanlandığı bir alan ve her olgu ile insan yeni şeyler öğreniyor. Oldukça heyecan verici.

Tüp bebek nedir?

Tüp bebek tedavisi, kadın üreme hücreleri (yumurta hücresi) ile erkek üreme hücrelerinin (sperm hücresi) vücut dışında, laboratuvar ortamında birleştirilip (döllenme işlemi), oluşan embriyoların anne rahmine yerleştirilmesi işlemidir. Bu işlemin gerçekleştirilebilmesi için kadının 10-15 gün yumurta sayısını arttırıcı birtakım iğneler kullanması gerekmektedir.

Tüp bebek alanındaki gelişmeler…

Tüp bebek alanında çok çeşitli gelişmeler var. Burada çok özetle söyleyecek olursak, kullanılan ilaçlar, fazla embriyoların dondurulma yöntemlerindeki ilerlemeler, doğru embriyonun seçilmesine yönelik çalışmalar, özellikle genetik alandaki gelişmeler hızlıca sayabileceklerim.

Tüp bebek tedavisi dışında gelecekte uygulanması olası başka yöntemler…

Bu alanda üzerinde en çok çalışılan konular içinde, olgun üreme hücresi bulunamayan bireylerde vücudun başka hücrelerinden ya da kök hücrelerden üreme hücresi oluşturmak suretiyle gebelikler elde edebilmek; vücut dışında bu hücreleri olgunlaştırabilmek; embriyoların tutunabilmeleri için rahim içine yönelik çalışmaları sayabiliriz. Bu çalışmaların pek çoğu henüz araştırma noktasında ve klinik uygulamaları yok.

Ailelerin süreci…

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftleri bekleyen süreç aslında oldukça değişkendir. Bazen çok umutsuz olan çiftler kolaylıkla basit tedaviler ile gebelik oluşturabilirken, bazen de bu süreç uzun yıllar devam edebiliyor. Öncelikle sorunun anlaşılması süreci var. Testler yapılıyor ve problemin nereden kaynaklandığı araştırılıyor. Genellikle sorun anlaşılabiliyor ancak çiftlerin yaklaşık %10-15’inde herhangi bir sorun bulunamıyor. Sorun saptanabildiyse basit çözüm yöntemlerinden başlanarak tedaviler uygulanıyor. Tüp bebek yöntemi bu tedavilerin en gelişmişlerinden bir tanesidir. Problemin neden kaynaklandığı anlaşılamadıysa yine yardımcı üreme yöntemlerine (aşılama, tüp bebek gibi) başvuruluyor.

Psikolojik destek…

Bu dönem zorlayıcı olabildiği için, hekim hasta arasındaki iletişim çok önemli. Bazen profesyonel birinden psikolojik destek almak gerekebiliyor. Soru sormaktan çekinmemek, yapılan tedavi ve tetkikleri anlamaya çalışmak, sürece çift olarak aktif bir şekilde katılmak çok önemli. Evet zor bir süreç ancak baş etmek mümkün.

Doğal bir süreç…

Bugün gelinen noktada tüp bebek tedavilerini doğal bir süreç olarak görebiliriz. Gebelik elde etmeye çalışan çiftlere, herhangi bir hastalık durumunda diğer kişilere verdiğimiz destekten farklı bir durum yok aslında. Evet, hayatı tehdit eden bir durumdan değil ama bireylerin hayatını ciddi biçimde etkileyen bir sorundan söz ediyoruz. Bugünkü teknolojik gelişmeler, deneyim, doğan bebekler üzerinde yapılan araştırmalar tüp bebek yönteminin güvenilir ve kolay ulaşılabilir bir yöntem olduğunu  gösteriyor.

Kaç kere denenir?

Bunun için koyulmuş bir sınır yok. Kadının yaşı, yumurtalık deposu, bedensel ve ruhsal sağlık durumu izin veriyorsa çok sayıda deneme yapabilir. Tabii bu yöntemin ekonomik boyutu da önemli olabiliyor. Her şey normal seyrediyor ve komplikasyon gelişmiyorsa tedaviler arasında en azından bir ay süre olmalıdır.

Yaş aralığı…

Kadının yaşı ilerledikçe gebe kalma olasılığı azalır. Bu azalma 37 yaşından sonra artar. Özellikle 40 yaş üzeri gebe kalma şansı oldukça düşüktür. Dolayısı ile mümkünse bu tedavileri çok geciktirmemelidir. Bir üst sınır vermek ise çok zor, çünkü kadının yumurtalık deposu çok azalmış bile olsa tedavi yapmak istiyorsa, etik olarak tedavi uygulanmalıdır. Tabii kendisine başarı şansının, gebe kalsa bile çocuk doğurma olasılığının azaldığını, doğru  istatistiklerle anlatılması kaydı ile. Şunu söyleyebiliriz, hiç doğum yapmamış bir kadının, 45 yaş üzerinde, tüp bebek tedavisi ile bile gebe kalma ve bu çocuğu doğurabilme olasılığı çok düşüktür.

Genelde aile bir anda kendini bir tüp bebek sürecinin içinde buluyor. Bilgilendirme çok kısa bir sürede yapılıyor ve zaten yaşanmış olan bir şok ile olayın idrakine tam varılamıyor.

Daha yavaş bir geçiş için tüp bebek bilgilendirme platformları var mı? Veya oluşturulabilir mi?

Böyle platformlar, internet ortamlarında ya da bu konu ile ilgili bazı derneklerin çalışmaları şeklinde var. Bu dernekler tüp bebek merkezleri ile ortak çalışmalar yürütüyorlar ve farklı şehirlerde sivil toplum kuruluşları ile belediyeler ile ortak bilgilendirme toplantıları düzenliyorlar. Bu tür çalışmaları daha çok özel tüp bebek merkezleri kendi adlarına da yapıyorlar. Bunlar daha çok tanıtım amaçlı toplantılar oluyor.

Tüp bebek süreci iki yönlü ilerliyor diyebilir miyiz? Fiziksel ve Zihinsel. Fiziksel süreçte yapılan iğneler, ultrasonlar, yerleştirme ne olacağı belli. Zihinsel süreç arkada nasıl işliyor? Aileyi bu yönden de inceler misiniz?

Bu konu en az medikal tedavi kadar önemli. Ne yazık ki çok fazla üzerinde durulmuyor. Özellikle süreç uzuyor ve denemeler başarısız oluyorsa çiftler ciddi olarak psikolojik sorunlar yaşamaya başlıyorlar. Her gelişmiş tüp bebek merkezinin bir psikolojik danışmanı olmalı. Bu kişiler tedavi başlamadan önce sürece dâhil olmalı ve sadece gerektiği zaman değil ilk andan itibaren çifte yalnız olmadıklarını hissettirmelidir. Daha önce de vurguladığım gibi hasta ile doktoru arasındaki ilişki de çok önemli. Bu arada kliniklerde görevli hemşireleri de unutmamak lazım. Çoğunlukla hastaların en önemli destekçileri hemşireler oluyor, dolayısı ile bu konuda hemşire eğitimi de çok önemli.

Biz aileler başlangıçta tüp bebek sürecini herkesten gizli saklı yaşarız, paylaşmaktan utanırız, çekiniriz, insanlar bizi dışlayacak zannederiz. Bir doktor gözüyle bu algıyı nasıl değerlendirirsiniz?

Bu kaçınılmaz bir o kadar da yersiz bir algı. Kişiler bunu özelleri olarak gördükleri için yadırgamamak lazım. Ancak bunu bir yetersizlik, eksiklik olarak algılamak çok yanlıştır. Bu hayatın bir gerçeği, baş ağrısından farksız ve hiç de yalnız değiliz.

Anneler bu deneyimden neler öğreniyor?

Bunu sizler çok daha iyi yanıtlarsınız ancak tecrübelerime göre sabırlı olmayı öğreniyorlar; azimli olmayı, iyimser olmanın süreci kolaylaştırdığını, umudu yitirmemek gerektiğini; aklıma bunlar geliyor.

Süreci kabullenmiş bir anne ile isyan eden bir annenin tedavileri arasında fark oluyor mu?

Aşırı stres, sürekli kaygı, kendi durumunu devamlı sorgulamak başarı şansını olumsuz etkileyebiliyor. Sürece aktif olarak katılmak, yapılan tedavileri anlamak, sorular sormak önemli ama içinde bulunduğu durumla barışamamak, tedaviyi üstlenen kişilere güvenmemek süreci olumsuz etkiliyor. Günümüzde aşırı stresin olumsuz etkisi bilimsel olarak da kanıtlandı.

Hani bir laf vardır ya “Bırakınca oluyor” diye, buradaki bırakma hali nasıl oluyor?

Çocuk sahibi olamamayı hayatın merkezinden çıkartmak önemli bir adım. Elimden geleni yapacağım ama başarısız olursam hayatın sonu değil diyebilmek lazım. Kişiler, üzerlerindeki baskıdan kurtuldukları anda farklı sonuçlarla karşılaşabiliyorlar. Kendiliğinden gelen bir gebelik, evlat edinme gibi farklı tercihler, beklenmedik bir anda hayatımızı değiştirebiliyor.

Opr Dr Ayşe Aytoz

Bize verilen bu deneyim bir kişisel gelişim yolculuğudur.